Prusias
Pros Hypios, M.Ö. 74 yılına kadar Bithyn hakimiyetinde yaşadı.
Kral, 4. Nikomedes, Philopater zamanında, siyasi çalkantılara
maruz kaldı. Büyük Pontus Kralı Mithridates’in diğer Bithynia
şehirleri gibi Prusias Pros Hypios’u istila ederek Pontus
hakimiyetine soktu. Bithynia Kralı Nikomedes ise ölmeden
önce krallığını Romalılar’a vasiyet yolu ile bıraktı. M.Ö.
74’den sonra, Roma hakimiyeti başladı. Bu devrede Prusias
Pros Hypios, Latin kültürünün tesiri altında kaldı. Merkezi
Nikomedia olan Bithynia Pontus eyaletinin şehri olarak ve
“Prusias ad Hypium” adıyla yaşayışına devam etti.
Keşfedilen
ve Fransız arkeologlardan Georges Perrot’nun ilim alemine
kazandırdığı bir kitabeden, Prusias ad Hypium’da on iki
kabile ve her birinin iki başının olduğu anlaşılmaktadır.
Ekonomik
hayatın Roma Çağı boyunca canlı olduğu, hemen hemen bütün
devlet reislerine ait paralardan ve mimari eserlerden anlaşılmaktadır.
Şehrin sembolü olan Tanrıça Tyche heykeli ve bu gün Tabak
Çayı yatağında toprakla kapanmaya yüz tutan Roma Köprüsü,
3 kemerli ve 10 metre boyundadır. Prusias ad Hypium’un ilk
çağlarına ait surlardan ise belirli bir iz kalmamıştır.
Roma
Devri, 395’de sona ermiştir. Özellikle, imparatorluğun her
yerinde olduğu gibi Prusias’da da dini akımların mücadelesi
görüldü. Zira Hıristiyanlık önce gizli, sonra açıkça, eski
ve Roma dini inançlarına meydan okuduğu gibi mağlup etmeyi
de başarabilmişti. Roma Devri’nin sonlarına doğru, bilinmeyen
sebeplerden dolayı
İmparator 1. Teheodosius (378-395) 384 ve ya 385’de Paphlogonia
ve Bithynia Eyaletleri’nden bazı şehirleri alarak, bunlarla
oğlu Honorius’un adını verdiği Honorius Eyaletini kurmuştu.
Yeni düzenlemede Prusias ad Hypium da bu eyaletin sınırları
içinde önemli bir şehir mevkiini koruyabilmişti. 535 yılına
doğru Prusias (Konuralp), Claudiopolis’ten sonra bölgede
ikinci önemli şehir oldu. Konuralp’de bulunan Hac işaretli
mezar mermerleri de bu devre ait arkeolojik kalıntılardandır.
395’de
Büyük Theodosius öldü ve Roma İmparatorluğu resmen Doğu
ve Batı olmak üzere ikiye bölündü. Bu dönemde Prusias ad
Hypium da Doğu Roma İmparatorluğu sınırlarında
kaldı.
Düzce, Osman Gazi’nin beyliği sırasında Türk hakimiyetine
katıldı. Orhan Gazi’nin mahiyetinde Geyve, Alp Suyu, Karacebüş
hisarlarını fetheden Konur Alp, Akçakoca ve Abdurrahman
Gazi, Bizans devrinde Regio Tarsia adı verilen Akova’ya
akınlara başladı. Konuralp, Bolu topraklarına karşı bir
sefer düzenlemiş, Düzbazar’ı ele geçirdikten sonra da, şimdi
yeri hala belirlenemeyen Uzunca-Bel’de Bizanslılar’la iki
gün vuruşmayarak beklemiş ve arkasından son darbeyi vurmuştur.
Osman
Gazi, Düzce Pazarı (yani ovayı) ve Bizans Prusias’ını, Konur
Alp’in yönetimine verdi. 14. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren
bu bölge Konur Alp ili ve kısaca “Konrapa” diye anılmıştır.
KONURALP’TEKİ
TARİHİ ESERLER
ANTİK
TİYATRO(40 BASAMAKLAR):
Konuralp’in
etnik zenginliğini gösteren en önemli kalıntılarından biri
de tiyatrosudur. Halk arasında 40 Basamaklar olarak da bilinen
antik tiyatro, M.S. birinci yüzyıla kadar yöreye hakim olan
Prusias Krallığı döneminin sanatsal zenginliğini gösteren
en canlı eserler arasındadır. Adı her ne kadar 40 Basamaklar
olarak anılsa da, tiyatro ilk zamanlarından bu güne, sahnesi
yıkılmış, oturma kademeleri ise yarı yarıya yok olmuş bir
eser olarak kalmıştır.
Tepenin
üst kısmına yaslanmış olarak duran tiyatro, yarı daire şeklinde
olup, iki ucu kesilmiş , oturma kademeleri yarı daireden
daha kısa bir şekil almıştır. Güneye bakan tiyatronun uzunluğu
100 metre, genişliği ise 74 metredir. Beyaz, sağlam ve mahalli
güzel kalkerli taşlardan yapılmıştır.
Üst
kısmındaki oturma kademelerinin yarısı iyi korunabilmiş
durumdadır. Aslan pençeleri ile süslenmiş olan oturma kademelerini
bölümlere ayıran yedi merdiven bulunuyor. Sahne binası büyük
dikdörtgen şeklinde olan tiyatronun, sağda ve solda bir
koridora açılan kemerli geçitleri ile orkestranın bulunduğu
kesime geçiliyor. Kemerlerden yalnızca en sağdaki, yarı
daire şeklinde ve örtülü olanı bugüne kadar ayakta kalmıştır.
Sahnenin
önündeki üç büyük kemerli kapıdan ise bu gün yalnızca biri
sağlam olarak duruyor. Cephede korniş altında büyük harflerle
yazılı Yunanca kitabeden ise küçük bir parçası bugüne kadar
muhafaza edilebilmiştir.
Yaklaşık
2000 yıllık tiyatronun alanı içinde kalan yapıların istimlak
edilmesi, Konuralp Belediyesi tarafından çevre düzenlemesi
ve aydınlatmasının yapılmasından sonra düzenlenen çeşitli
etkinliklerle yeniden canlandırıldı. Antik Tiyatro son yıllarda
düzenlenen festival ve konserlere de ev sahipliği yapıyor.
MERMER
KÖPRÜ:
Konuralp’in
batısından geçip, Efteni Gölüne dökülen Tabak Deresi üzerinde;
Akçakoca yolu ile Çilimli yol ayrımındaki mermer köprünün
bu gün yalnızca 10 metrelik üç kemeri görülebiliyor. Beyaz
mermer bloklardan ve hiç harç kullanılmadan yapılmış olması
köprünün en büyük özelliği olarak tanımlanıyor.
Akçakoca
Yolu Konuralp çıkışında bu gün kullanılmakta olan yeni köprünün
arkasında kalan tarihi mermer köprünün, 50 yıl kadar önce,
halen faaliyette olan yeni köprü yapılıncaya kadar kullanılmış
olduğu biliniyor. Ancak ne zaman ve nasıl yarısının yıkıldığı
konusunda kesin bir bilgi yok. Yarısı yıkılmış olmasına
rağmen bu gün bile taş yapısı bozulmamış olan köprünün de
M.S. birinci yüzyıla
ait olduğu sanılıyor.
Kısa
bir süre öncesine kadar çevresindeki evlerin bahçesinde
kaybolan köprünün yoldan ancak bir bölümü fark edilebiliyordu.
Akçakoca yolu üzerinde sürdürülen yol genişletme çalışmaları
kapsamında dere üzerine yapımına başlanan ikinci köprünün
kazıları sırasında tarihi mermer köprü de çevresi açılarak
gözler önüne çıkartıldı.
MOZAİKLER
İlk
olarak 1959 yılında Konuralp şehir merkezinin güneyinde,
Akçakoca yolu kenarında Eski Roma Yolu olduğu tahmin edilen
kanal mevkiinde tesadüfen iki büyük ve önemli mozaik bulunmuştur.
Daha sonra bu mozaiklerin bulunduğu alanda İstanbul Arkeoloji
Müzeleri adına kazı yapılmıştır.
Mozaikler
o tarihte yeterli ödeneğin olmaması nedeni ile çıkartılamamış
ve üzeri yeniden kapatılmış.
1997
yılında Konuralp Turizm Tanıtma Derneği tarafından başlatılan
girişimler sonucunda Kültür Bakanlığı’ndan izin alınarak
Bolu Müze Müdürlüğü’nün gözetiminde mozaik için yeniden
kazı başlatıldı. 1959 yılında bulunan ve üzeri kumla kapatılan
mozaikler ortaya çıkarıldı. 40 metrekarelik mozaik zeminde
lir çalan Orpeus, çevresinde hayvanlar ve dört köşesinde
dört mevsim tasvirli kadın başı figürleri bulunuyor.
Diğer
mozaikte ise Achilleus ve annesi Thetis’le ilgili ve bir
sahne resmedilmiştir. Mozaik zeminin M.S. 1. yüzyılda Roma
Devri’nde yaşayan zengin bir Romalı’nın evinin salonuna
ait zemin döşemesi olabileceği tahmin ediliyor.
SURLAR
Roma
çağına ait olan kale duvarlarından hiç bir kalıntı görülmüyor.
Ancak, M.S. 253-268 yıllarında İmparator Gallienus zamanına
ait sikkede, Prusias-ad-Hypium’un iki kuleli şehir kapısının
tasviri görülmekte. Bizans çağı surlarının 200 metrelik
bir kısmı ise hala ayakta. Bu surlar, Akçakoca Yolu kenarında,
Antik köprünün bulunduğu yerin tam karşısından başlayarak
Hamam Sokağı’na kadar devam ediyor. Evlerin bahçelerinde
kalan surların bir kısmı bugün kimi yerde evlerin temelini
kimi yerde de bahçe duvarlarını oluşturuyor.
Yine
şehir merkezinin güneyinde; Düzce’den gelen ana caddenin
sağında Antik tiyatroya
uzanan
dar bir yol üzerinde bulunan ve “Atlı Kapı” adı ile anılan
bir kapı bulunuyor. Sokağa da adını veren Atlı Kapı’nın
ikinci defa kullanılmış olan mahal taştan büyük bir lentosu
bulunuyor. Üzerinde at tasviri ve Yunanca bir kitabe bulunan
taşın, bir Prusias vatandaşı tarafından annesine mezar kitabesi
olarak yapıldığı sanılıyor. Surlar buradan itibaren bir
süre daha güneydoğu istikametine doğru devam ediyor ve kare
şeklinde bir kule ile son buluyor.
Kale
duvarları, bir biri üzerine konan kitabeli sunaklar, kaideler,
tiyatroya ait oturma kademeleri ve büyük bloklarla yapılmış.
Bizans dönemine ait olan surların büyük bir kısmı yarı yarıya
toprak altında kalmış. Toprak üstünde bulunanlar ise ya
evlere temel taşı olarak ya da bahçe duvarı gibi çeşitli
amaçlarla kullanılıyor.
Diğer
tarafta şehrin yüksek kısmında, akropolde, Osmanlı dönemine
ait surlar bulunuyor. Bu surların bulunduğu çevrede yörenin
meşhur ağası Topçuoğlu Ailesi’nin konağının bulunduğu belirtiliyor.
SU
KEMERLERİ
Şehrin
eski su tesisatından kalma 11 tane istinat ayağı, akropol
tepesi ile Kemer Kasım Köyü yolu üzerindeki tepeler üzerinde
sağlam olarak duruyor. Üzerinden geçen su kanallarını taşıdığı
sanılan su tesisatı moloz taş ile yapılmış. Tesisat kimi
kaynaklara göre Osmanlılar dönemine, kimi kaynaklara göre
ise daha eski dönemlere ait olarak belirtiliyor.
Su
tesisatının 500 metre kadar doğusunda, Çan Kule denilen
yerde kitabeli bir lahit ile mozaik döşeme kalıntıları ve
kilise olması muhtemel bir harabe mevcut.
TYCHE
HEYKELİ
1931
yılında bulunan ve halen İstanbul Arkeoloji müzesinde sergilenen;
2.60 metre yükseklikteki heykel Bereket Tanrıçası Tyche’yi
tasvir etmektedir. M.Ö. 4. yüzyıldaki heykeltıraşlık mekteplerinin
tesiri altında, M.S. 2. yüzyılda yapılmış olan bu büyük
heykelle birlikte bir de, üzerinden 10 satırlık kitabesi
bulunan heykel kaidesi ortaya çıkarılmıştır. Şehrin sembolü
olan Tanrıça Tyche’nin sol eli çeşitli meyve ve toprak ürünlerinden
meydana gelen bir bereket boynuzu tutmakta. Aynı kolu üstünde
ise elinde üzüm salkımı ile bir çocuk bulunmakta ve başında
da bir taç bulunmaktadır.
ANTONİNUS
PİUS BÜSTÜ
1991
yılında, Konuralp’in güneyindeki bir tarlada Roma İmparatoru
Antonıus Pius’un (M.S. 138-161) büstü bulunmuştur. Büst
Konuralp Müzesi’nde sergilenmektedir.
HEYKELLER
Konuralp’den
çıkarılıp 1901’de İstanbul müzesine alınan diğer heykeller
de Lateran Müzesindeki Sophocles tipi, kumaş katları sade
giyimli bir erkek heykeli ile Helenistik bir tipin Roma
Çağında (M.S. 2. yüzyıl) yapılmış bir kopyası olan oturan
mermer kadın heykelidir. 1949 yılında Konuralp’in Sarafiye
mevkiinde bulunan ve M.S. 3. yüzyıla ait Mermer Çocuk heykeli
de yine İstanbul Müzesine gönderilen eserler arasında.
Milo
Venüsü tipinde Venüs heykelciği, mermerden yapılmış ve sandalını
çözen Afrodit Heykeli, M.S. ikinci yüzyıla ait çok sayıda
küçük plasto başlığı, duvarlar önünde; zırhında çelenk tutan
iki zafer ilahesi ile süslü olan bir Roma imparatorunun
zırhlı heykelinin parçaları da bölgeden çıkan önemli eserler
arasındadır.
LAHİT
Konuralp’in
batısındaki Tepecik Nekrapolü’nde 1937 yılında bulunmuştur.
Eser, Konuralp Müzesi bahçesinde sergilenmektedir. Mermerden
yapılan bu eser 1.20 metre yükseklik, 1.22 metre genişlik
ve 2.47 metre uzunluğa sahiptir. Lahitin tüm yüzeyinde kabartma
boğa başlarıyla birbirlerine bağlanan girlandlar içinde
rozet ve insan başları işlenmiştir. Ön yüzde, içinde kitabesi
olmayan bir tabula ansata ile altta aslan, kartal, yaban
domuzu ve balıkçıl kuşu tasvirleri bulunmaktadır. Lahit
M.Ö. 1. yüzyıla tarihlendirilmektedir.
MEZAR
STELLERİ VE HEYKEL KAİDELERİ
Genellikle
dikdörtgen prizma şeklinde ve altı üstü profilli olan bu
eserler; üzerinde yer alan kitabeleri ile antik Konuralp
hakkında önemli bilgiler vermektedir. Şehirde çok sayıda
ele geçen mezar steli ve heykel kaideleri Konuralp Müzesi
bahçesinde sergilenmektedir.
Konuralp
Hamamı
Konuralp
Beldesinde bulunan Hamamın dışında her hangi bir kitabe
olmaması nedeni ile hangi döneme ait olduğuna dair kesin
bir bilgi yoktur. Ancak, şehrin Fatihi Konur Alp tarafından
tesis edildiği rivayetler arasındadır. Güney dış duvarı
büyük mermer antik bloklarla yapılmış olan bina şehrin en
eski Türk yapısıdır.
Konuralp
Camii
Düzce’ye
bağlı Konuralp Beldesinde bulunan Konuralp camii 14. yy’da
yapıldığı ve yüz yıl kadar önce Dilaver Ağa isimli bir şahıs
tarafından onarılarak bugüne kadar korunabilmiştir. Caminin
eski bir kilisenin yerine yapıldığı, altından çıkan kiliseye
ait olduğu sanılan mermer taban döşemelerinin kaldırılarak
müzede koruma altına alındığı edinilen bilgiler arasındadır.