Etnoğrafya
salonunda yakın geçmişimize ait, 19-20.yy'a ait Osmanlı kültürü
kıyafet, ev eşyası ve silahlardan oluşan eserler sergilenmektedir.
Taş eserler salonunda Prusias kentine ait olan ve Konuralp'te
ele geçmiş mermerlerden yapılmış çeşitli heykel ve mimari
parçalar bulunmaktadır.
Sikke bölümünde Grek Şehirleri, Roma İmparatorları ve Osmanlı
Padişahlarına ait altın, gümüş ve bronz sikkeler kronolojik
olarak sergilenmektedir.
ANTİK
ŞEHİRLER
KONURALP
İlk çağlarda "Dusae Pros Olypum" diye anılan en
önemli arkeolojik buluntular Konuralp (Üskübü) Bucağında ortaya
çıkarılmıştır. Üskübü ve çevresinde Antik Dönemden kalma çok
sayıda yapıt bulunmuştur. Bunlar arasında bronzdan ve pişmiş
topraktan kandiller, sikkeler, yüzük taşları, heykelcikler,
ünlü Milo Venüs'ünün benzeri bir heykelcik sayılabilir. Bu
buluntuların en ilginçlerinden biri Tepecik yöresindeki mezarlıkta
bulunan I. yy'dan kalma büyük bir mermer lahittir. Uzun yüzleri
çelenk, öküz başları ve çeşitli hayvan kabartmaları ile bezenmiştir.
Buluntuların en önemlisi kentin koruyucu tanrıçası Tyche'nin
II. yy.'dan kalma 2,60 m boyundaki dev heykelidir. Bunların
yanı sıra, III. yy'dan kalma mermer bir çocuk başı, Sophocles
biçimi giyimli bir erkek heykeli sayılabilir. Bu yapıtların
bir bölümü İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde, bir bölümü de Üskübü
Müzesi'nde sergilenmektedir.
Prusias Ad Hypium: Roma Döneminin ünlü yerleşme yerlerinden
biri olan bu antik kentin adı "Kieros"du. Kentin
özellikle II. yy'da geliştiği ve surlarının dışına yayıldığı
surlardan ve kalıntılardan anlaşılmaktadır.
Tiyatro: Purisias ad Hypium'un günümüze uzanan
en önemli yapıtıdır. Tiyatro bir tepenin yamacına kurulmuştur.
Özelliği yarım daire planının iki ucu kesik oluşudur. Sahne
yıkılmış olmakla birlikte basamaklar ve kapısı günümüze ulaşmıştır.
Yörenin ak kalkerli taşından yapılmıştır. Oturma yerleri aslan
pençeleri ile süslüdür. Sahne dikdörtgen biçimindedir. Kemerli
geçitlerden yanlızca biri, ayrıca üç büyük mermerli kapıdan
bir tanesi sağlam durumdadır. Ön cephede korniş altındaki
Yunanca yazıtın ancak bir parçası korunabilmiştir. Yapım tekniğinden
ve kemerlerin biçiminden I. yy'da yapıldığı sanılmaktadır.
Köprü: Kentin Batısında, Efteni Gölü'ne dökülen
küçük bir çay üstündedir. Üç kemerli köprünün güneyi sağlamcadır.
Ak, büyük mermer bloklarla, harç kullanılmadan yapılmıştır.
10 metre boyundaki köprü tiyatro ile aynı döneme aittir.
Mozaikler: Konuralp'in güneyindeki tarlalarda
Roma Döneminden kalma iki önemli mozaik döşeme bulunmuştur.
Bunlardan birinde Yunan mitoloji kahramanı Akilleus ve annesi
Thetis'le (deniz tanrıcası) ilgili bir sahne, diğerinde ise
Yunan mitolojisinin destansı ozanı Orpheus ve mevsimler temsil
edilmektedir. Banaş köyünde buna benzer mozaik döşemelere
rastlanmıştır. Burada kare biçimli bir alan, birbirine geçmeli
yuvarlaklarla bölünmüş, her yuvarlağın içine kuş resmi işlenmiştir.
Bir başka döşemede ise yuvarlak bir alanın ortasına madalyon
içinde meyve dollu dallar ve kuşlarla bezenmiş bir sepet çizilmiştir.
Surlar: Roma Döneminde yapılan kale günümüze ulaşmamıştır.
İmparator Gallienus'un III. yy'da bastırdığı sikkelerde Prusias
ad Hypium'un iki kuleli kent kapısı gösterilmiştir. Bizans
dönemi surlarının 200 metrelik bölümü günümüzde de ayaktadır.
Bu surlar antik köprüden hamam Sokağına dek izlenebilir. Güneyinde
üstünde bir at kabartması bulunan "Atlı Kapı" vardır.
Bu duvarlar güneydoğuya doğru uzanarak, kale biçiminde bir
kule ile son bulur. Kale duvarlarında daha önceki dönemin
kalıntıları kullanılmıştır.
Tyche Heykeli: 1931 yılında Konuralp'te bulunan
eser, İstanbul Arkeoloji Müzelerinde sergilenmektedir. Bereket
Tanrıçası Tyche'yi tasvir eden 2.60 metre boyundaki heykel
M.S. 2. yy'a ait muhteşem bir Roma eseridir. Ayakta tasvir
edilmiş olan Tyche, sol elinde çeşitli meyveler bulunan bir
bereket boynuzu ve elinde üzüm salkımı olan bir çocuk tutmaktadır.
Antoninus Pius Büstü: 1991 yılında Konuralp
Beldesinin güneyindeki bir tarlada bulunmuştur. Roma İmparatoru
Antoninus Pius'un (M.S. 13-161) mermer bir büstüdür. Konuralp
Müzesi Taş Eserler Salonunda sergilenmektedir.
Lahit: Konuralp Beldesinin batısındaki Tepecik
Nekropolünde 1937 yılında bulunmştur. Eser Konuralp Müzesi
bahçesinde sergilenmektedir. Mermerden yapılan bu eser 1.20
metre yükseklik, 1.22 m. genişlik ve 2.47 m. uzunluğa sahiptir.
Lahit'in tüm yüzeylerinde kabartma boğa başlarıyla birbirine
bağlanan girlandlar içinde rozet ve insan başları işlenmiştir.
Ön yüzde, içinde kitabesi olmayan bir tabula ansata ile altta
aslan, kartal, yaban domuzu ve balıkçıl kuşu tasvirleri bulunmaktadır.
Lahit M.Ö. 1. yüzyılla tarihlendirilmektedir.
Mezar Stelleri ve Heykel Kaideleri: Genellikle
dikdörtgen prizma şeklinde altı ve üstü profilli olan bu eserler;
üzerinde yer alan kitabeleri ile antik Konuralp hakkında önemli
bilgiler vermektedir.
Üskübü Surları: Kentin yüksek kesiminde Arkapol'ü çevreleyen,
Osmanlı döneminden kalma duvar kalıntıları vardır.
Konuralp Camisi: Bu cami bir Bizans Kilisesinin
yerine yapılmıştır. Kilisenin mermer taban döşemeleri müzeye
kaldırılmıştır. 1323'te camiye dönüştürülen yapı XIX. yy'da
Dilaver Ağa tarafından onarıldığından ilk biçimini tümüyle
yitirmiştir. Konuralp'in türbesi caminin yanındadır. Yeni
bir yapı olup içinde üç mezar vardır.
Konuralp Hamamı: Kentin en eski Türk yapısıdır.
Yazıtı yoktur, yapım tarihi ile ilgili bilgiler kesin değildir.
Hamam tonozla örtülü altı küçük bölmeden oluşmaktadır. Güney
duvarı büyük mermer antik bloklardan yapılmıştır.
Konuralp Su Yolları: Akropol Tepesi ile arkasındaki
surlar arasında, onbir destek ayağı bulunmaktadır. Bunlar
üzerinde ahşap bir su kanalı bulunduğu sanılmaktadır. Moloz
taştan yapılmış ayaklar Osmanlı Döneminden kalmadır.
AKÇAKOCA
Akçakoca tarihinin başlangıcı belli değildir. Hakkında ilk
yazılı vesikalar 1112 yıllarına aittir. Toprak ve mezarlardan
çıkarılan paralar, süs eşyaları, heykeller ile kilise, kale
ve bina artıkları mazisini aydınlatmakta ve günümüze dek uzanan
bilgilerde rivayetlere dayanmaktadır.
Bolu ili ile Akçakoca toprakları; Kocaeli yarımadasından Bolu'ya
kadar uzanan Bitinya-Bitonya denilen mıntıkada idi.
M.Ö. 1200 tarihlerinde bölgeye ilk önce gelenler Track ve
Frik' lerdir. Tarihçi Pilne ve coğrafyacı Strabon bölgenin
ilk sakinlerinin Track kollarından Bebrycs' ler olduklarını
yazar.
M.Ö. 650 tarihinde Yunanistan' ın Beotya Tangar, Megaris bölgelerinden
göç ederek Bitinya ve Karadeniz kıyılarına yerleşen Coucon-Kokones
kabilesinin şimdiki Akçakoca merkezine yerleşerek Dia şehrini
kurdukları Yunan ve Grekc tarihçileri yazmaktadırlar.
Bölge sırayla M.Ö. 1900-1400' de Hitit, Frikya, M.Ö. 670-547
Lidya krallıkları ile, M.Ö. 500' de Pers İmparatorluğu, M.Ö.
280' de Pontus Krallığı, M.Ö. 395-1453' de Bizans Krallığı,
1204' de Latin İmparatorluğu, 1071-1308 Selçuklu Devleti,
1323-1923 Osmanlı Devleti sınırları içinde kalmıştır.
Coulonlar kıyılarının beyaz kayalarla kaplı oluşu sebebiyle
kurdukları şehrin adını, parlak anlamına gelen Dia koymuşlardır.
Bizans himayesinde Poly (Şehir) eklenerek Diapolis olmuştur.
Osmanlı hakimiyetine geçince de kelimenin tam anlamı olan
Akçaşar denilmiştir. Asırlar süren bu isim 1934 yılında Akçakoca
olmuştur.
Selçuklular zamanında 1085 yıllarında Artuk Bey kuvvetlerinden
Üçok'lu obalardan bazıları Koçar Bey tarafından Diapolis dağlarına
yerleştirilmişlerdir.
Bizanslar tarafından Dobuca' dan Gaguz ve Geçen Türkleri sahildeki
Rum köyleri korumak üzere 1167-1185 yılları arasında kıyılara
yerleşmişlerdir.
Moğollar' dan kaçarak Bolu'nun Cortlan dağlarına sığınan Oğuz
boylarından Bozok' lara ait obalar Hypium ant Prusias arazilerine
yerleşmişler. (1243-1317 tarihleri arasında) 1788 Tatarlar,
1864 Çerkezler, 1877 Abzaha-Laz, Gürcü, 1916 yılında Sürmene
Muhacirleri daha sonraları Doğu Karadeniz' den normal göçler
olmuştur.
Ceneviz Kalesi: Akçakoca'nın 3 km Batısında
koya egemen bir burunda yükselen küçük bir kaledir. Yöre halkının
"Ceneviz Kalesi"diye adlandırdığı bu küçük savunma
yeri, moloz, taş ve kiremit kırıkları ile yapılmıştır. Kalenin
kara yönünde yüksek bir kulesi vardır. Avluda kare biçiminde
bir sarnıcı bulunmaktadır. Bu kalenin XIV. Ve XV. yy'larda
Karadeniz kıyılarında iskeleleri bulunan Cenevizlilerce yapılıp
yapılmadığı kesinlikle bilinemiyor. Kaleyi Selçukluların yaptırdığı,
sonradan Osmanlılarca onarıldığı sanılmaktadır.
Akçakoca Bey'in Türbesi: Baba Köyünde, Karadeniz'e
egemen bir tepe üstündedir. Yöreye özgü mimari tekniğe uygun
olarak, yontularak birbirine kenetlenen ağaç kütüklerinden
yapılmıştır. Sonradan yıkılan mezarlığın çevresi parmaklıklarla
çevrilmiştir.
FOLKLOR
Yaşam
Biçimi:
Düzce, yüzölçümü ve nüfusu bakımından küçük bir il olmasına
karşın, değişik yaşam biçimlerini barındırır. İlin doğu ve
güneyindeki ilçeler kültürel açıdan birbirine benzer. Akçakoca
Düzce'ye göre oldukça büyük kültürel ayrılıklar göstermektedir.
Akçakoca nüfusunun yarıdan çoğunu Doğu Karadeniz göçmenleri
oluşturmaktadır. 1877'de başlayan göç, yakın zamanlara kadar
sürmüştür. Bunlar gelenek, görenek, dil ve törelerini yerleştikleri
yerlerde de korumuş ve sürdürmüşlerdir. Örneğin diğer ilçelerde
pek az rastlanan "kan davası" Akçakoca yöresinde
oldukça yaygındır. Göçmenler yerleştikleri çevreyi de kendi
alışkanlıklarına göre biçimlendirmişlerdi. Hemşinköy, Vakfıkebir,
Ordulu Dağı, Hemşinli Yeri gibi yer adları Doğu Karadeniz
kültürünün Akçakoca yöresindeki en belirgin izleridir.
Göçmenlerin yöreye getirdikleri en köklü değişiklik ise ekonomik
alanda gözlenmektedir. Geçmişte temel ekonomik etkinlik olan
tahıl üretimi, göçmenlerin gelmesiyle birlikte yerini önce
mısır, daha sonra fındık üretimine bırakmıştır. 1935'ten sonra
giderek gelişen fındık üretimi, zamanla yörenin yaşam biçimini
belirleyen tek öge durumuna gelmiştir. Tahıl, keten, kenevir
ekim alanlarının fındık bahçelerine dönüşmesi, yörenin beslenme
bakımından kendine yeterliğini ortadan kaldırdığı gibi, dokumacılığın
da unutulmasına neden olmuştur. Sonuçta bazı köyler ekmeklerini
bile kasabadaki fırınlardan almaya başlamışlardır. Bunun yanında
fındıktan elde edilen gelirin diğer ürünlerden elde edilenden
fazla olması ve fındık üretiminin çetin bir çalışmayı gerektirmemesi,
yöre halkına oldukça yüksek bir yaşam düzeyi sağlamıştır.
Bu zenginlik köylerin ilçe ve il merkeziyle olan ilişkilerini
yoğunlaştırmış, kent yaşamına olan ilgiyi arttırmıştır. Ayrıca;
Akçakoca'da turizm çevre köylerinin halkını pansiyonculuğa
yöneltmiştir. Yabancılarla bu bağlamda kurulan toplumsal yaşamda
önemli değişikliklere neden olmuş, birçok alışkanlık ve davranış
biçiminin yerini yenileri almıştır.
Son yıllardaki hızlı gelişme ve hızlı nüfus artışı, Düzce'nin
önemini daha da arttırmıştır. Temel ekonomik etkinliğin endüstri
bitkileri tarımına yönelmesi, köylerin dış pazarla ve Düzce
ile olan ilişkilerini sıkılaştırmıştır. Buna bağlı olarak,
geleneksel tarım toplumu yapısı gözle görülür bir çözülme
sürecine girmiştir. Düzce'nin başka bir özelliği de nüfusun
bir bölümünün Çerkez, Abaza ve Gürcülerden oluşmasıdır. Bu
topluluklar, gelenekleri ve töreleri bakımından bağımsız birer
bütün oluşturmaktadır. Sıkı aile bağları, topluluk içi evlenmeleriyle
geleneksel yapılarını korumuşlardır.
İNANMALAR
Doğumla İlgili İnanmalar
-Hamile kadın saçını kestirirse bebeğin ömrü az olur.
-Hamile kadın kocasının ayakkabısından su içerse doğum kolay
olur.
-Hamile kadın kirpiye dokunursa ve ellerini yüzüne sürerse
çocuğun yüzü de kirpiye benzer.
-Hamile kadın misafirliğe gittiğinde ev sahibi odadaki koltuklardan
birinin altına bıçak diğerine makas koyar. Şayet makas olan
koltuğa oturursa kız, bıçak olana oturursa erkek olur.
-Hamile kadın ayva yerse çocuğun yanakları gamzeli olur.
-Hamileliğin son ayında göğüsten akan süt su dolu bir bardağa
konur. Süt çökerse bebek oğlan, yüzeyde kalırsa kız olur.
-Hamile kadın bebeğin ilk kundağını biçerken odaya kadın girerse
bebek kız, erkek girerse erkek olur.
-Hamile kadın bebeğin sağda yattığını hissederse oğlan, solda
yattığını hissederse kız olur.
-Hamile kadın rüyada ayva yediğini görürse oğlu olur
-Hamile kadın aşererken çanı ekşi isterse bebek erkek tatlı
isterse kız olur.
-Kadın hamileliğinde sürekli bir tarafa yatarsa bebeğin boynu
yamuk olur.
-Hamile kadın bebeğin her şeyini tam yaparsa bebek yaşamaz
-Hamile kadının midesi çok bulanırsa ona köpek yalağından
bir şey yedirilir.
-Hamile kadın eline kına yakarsa bebek gelincik hastalığına
yakalanır.
-Hamile kadın habersiz başkasının malına el sürmez, sürerse
doğacak bebek hırsız olur.
-Hamile kadın ölüye bakmaz, bakarsa bebeğin yüzü sarı olur
-Hamile kadın deveye bakmaz, bakarsa bebek çok uzun boylu
olur.
-Hamile kadın balık eti yemez, yerse bebeği kemiksiz olur.
Ölümle İlgili İnanmalar
-Cenaze çıkan evde ayakkabı düzeltilmez, düzeltilirse o evden
biri daha ölür
-Tabut götürülürken sağa sola sallanırsa arkasından birinin
daha öleceğine dalalet edilir
-Cenaze çıkan eve baş sağlığına gidildiğinde ev sahibi 'hoş
geldin' demez
Günlerle
İlgili İnanmalar
-Salı günü herhangi bir işe girişilmez, çünkü Salı günü başlanan
iş bitmez
-Cuma günü sela ve ezan arası iş yapılmaz.
-Kırk Perşembe çamaşır yıkayanın kocası zengin olur
-Perşembe ve Cuma günü ölen kişi iyi birisidir.
-Gece kül atılmaz
-Gece örümcek ağı alınmaz
Hayvanlarla İlgili İnanmalar
-Kara kedi görmek uğursuzluktur
-Evde güvercin beslenirse hane halkı fakirleşir
-Hayvanlar aniden bağrışırsa deprem olur
-Kimin evinin tepesinde baykuş öterse o evden biri ölür
-Gece köpek başını öne eğip ulursa, o çevreden cenaze çıkar,
yukarı doğru ulursa allahtan kısmet ister
-Kara kedi görmek uğursuzluktur
-Evin giriş kapısında at nalı veya geyik başı asılırsa uğur
getirir
-Gündüz evin kapısına doğru horoz öterse misafir gelir
-Romatizma olan biri kirpi eti yerse ağrılarından kurtulur
Bitkilerle İlgili İnanmalar
-Zakkum çiçeğinin evde yetiştirilmesi uğursuzluktur
-Söğüt ağacı yetiştirmek iyidir
-Kiraz yenirse kan sulanır
-Küçük çocuğa çicek koklatmak iyi değildir
Diğer İnanmalar
-Burnu kaşınan kişinin evine misafir gelir
-Ayağının altı kaşınan yola gider
-Gece camdan su dökülmez
-İç çamaşırlarından birini ters giyeni büyü tutmaz
-Kına gecesi gelinin arkadaşları gelinin ayakkabısının altına
isimlerini yazarlar, kimin ismi daha çabuk silinirse o daha
çabuk evlenir.
ATASÖZLERİ
-Davulun
sesi uzaktan hoş gelir
-Su akarken küpünü doldurur
-Tırnağın varsa kaşın, yoksa düşün
-Kurt kocayınca köpeğin maskarası olur
-Kedi gidince fare bey olur
-Yenice elek duvarda gerek
-Kötü komşu insanı mal sahibi yapar
-İşini kış tut, yaz tutarsa bahtına
-Arı kahrını çekmeyen balın kadrini ne bilir
-Nışadırsız kalay tutmaz
EFTENİ
GÖLÜ SÖYLENCESİ
Düzce
ve çevresinde irili ufaklı çok sayıda göl bulunmaktadır. Bunlardan
Efteni Gölü'nün oluşumu, bir söylenceye konu olmuştur. Efteni
Gölü'ne Melen Gölü'de denir. Söylenceye göre; gölün bulunduğu
yerde önceleri bir köy varmış, Hızır Aleyhisselamın yolu bu
köye düşer. Evlerden birisinin kapısını çalar, bir parça ekmek
ister. Kapıyı açan kadın "yok" diyerek ekmeği vermez.
Çaldığı öbür kapılardan da aynı yanıtı alır.
Hızır, köyden ayrılırken "allah bu köyü suya garketsin"
diye ilenir. Zamanla köy sular altında kalır, Efteni Gölü
oluşur.
HALK
MÜZİĞİ
Düzce
ve Akçakoca'da Doğu Karadeniz'den göç edip buraya yerleşen
halk arasında kemençe, tulum, gibi sazlara da rastlanmaktadır.
Kına gecelerinde; yörede nara denilen darbuka çalınır, kına
manileri söylenir. Bunların dışında yörede Karadeniz kemençesi,
davul, tef, nara, (dümbelek) kaşık, zil akordeon ve mızıka'da
çalınmaktadır.
GELENEKSEL
OYUNLAR
İlde
Azeri, Çerkez oyunları ile Akçakoca yöresinde horonlar göze
çarpmaktadır. Akçakoca'da görülen horonların büyük bir bölümü
Rize, Hemşin, Hopa yörelerinde oynananlardır. Bunların bazılanda
Gürcü özelliği de görülür. Azeri oyunlarında başta Şeyh Şamil
olmak üzere genellikle Kars yöresinde oynanan oyunlara rastlanmaktadır.Oyunlara
türüne göre; bağlama, kaval, davul, kemençe, tulum, mızıka
ve zurna eşlik eder.
Yöremiz halkı yaşayış bakımından nasıl bir mozaiği andırıyorsa
halk oyunları yönünden de böyledir.
Yörenin kendine has bir oyunu yoktur. Düğünlerde çıngırdaklı
def, mızıka, akordeon, kemençe ve bağlama eşliğinde yöresel
türküler söylenir. Çiftetelli, üçayak, rinna, abhaz oyunları
oynanır. Düğünlerde çeşitli şenliklere de yer verilir. At
yarışları, yağlı güreşler, çengi ve köçekler gelen davetlileri
karşılarlar. Düğün gecelerinde muhabbet tertiplenir, gençler
geç saatlere kadar muhabbete devam ederler. Çerkez ve abaza
muhabbetlerinde 'capşu' denilen meşhur oyunları oynanır. Ayakta
duran genç kimin eline vurmuşsa ayakta o kalır, diğerleri
oturur. Oyun böylece devam eder. Muhabbet esnasında en büyük
kimse onun izni alınmadan odadan çıkılmaz.
YEMEK ÇEŞİTLERİMİZ
Yörenin
kendine has yemekleri mevcuttur. Arnavutların Arnavut böreği,
Tatarların şıl böreği, göbete ve mantısı, Muhacırların katlama,
sarı burma ve su böreği, Boşnakların Boşnak tatlısı, yerli
Türklerin gözleme ve höşmelisi, tavuklu keşkeği, Gürcülerin
lepsi, Çerkez ve Abazaların mamursa, Çerkez tavuğu ve halujları
meşhurdur.
KIYAFETLER
Düzce köylerinde kıyafet farklılıkları görülmektedir. Bir
köyde Karadeniz'de olduğu gibi peştamal, yün kuşak, çorap
ve lastiği olan köylümüz; diğer bir köyde şalvarı ve feracesiyle
değişik giysi sunmaktadır. İşlemeli cepkenler, pembe şalvarlar,
iğne oyalı yemeniler, tel kırmalı örtüler, dokuma önlükler,
heybeler maddi kültür unsurlarımızdandır.
EL
SANATLARI
Düzce'de
oymacılık, demircilik, halı ve kilim dokumacılığı el sanatlarımızı
oluşturmaktadır.
TÜRKÜLERİMİZ
Geline kına yakılırken söylenir.
Ayağına giymiş nurdan lalini
Kimse bilmez bunun halini
Gelin gelin Asiye gelin
Gelin dostlar bize varalım
Hadi halimizce gelin alalım
Gökte yıldız beşyüzelli
Eli ayağı kınalı, başı telli
Gelin olduğu şimdi belli
Gel anam gel ben garip oldum
Ellerin içinde mahçup oldum
Anneler döver hurma ile
Eller döver yarma ile
Gel anam gel ben garip oldum
Ellerin içinde mahçup oldum
Kına mı yaktın eline emine
Gelin mi gideceksin elin evine
Evimiz ıssız kaldı koca bakırlar susuz kaldı
Ayağında çoraplar A boydarlık boydarlık
Kapkara zeytin gibi Yel vurur sallanırsın
Beni bırakıp gittin Koma beni kalbura
Anasız yetim gibi Gece rüyalanırsın
Buğdayı biçeceğim Dik aşağu oturiyir
Var elimle çiçeğum Doruğun budakları
Geçmedi benden yarim Bal olmuşta akayir
Ben nasıl geçeceğum Yarimin dudakları